Bebek - Çocuk

Annesi sen yatağında yat!

Aliş’i uyutmak konusunda aylarca çırpındıktan sonra Uykusuz Anneler‘i bulmamızın ve bu bataktan çıkışımızın “ibret verici” hikayesidir 🙂 Tüm uykusuzlara umut olsun! Başarısız girişimlerimizin de hepsini ayrıntılı yazdım, çok uzun bir yazı oldu ama çocuklarının güzel güzel uyumasını isteyenlerin işine yaramasını dilerim 🙂

Cemo’ya hamile kaldığımda Aliş 1 yaşındaydı ve sadece gece yatarken meme emiyor, çoğunlukla gecede bir kez uyanıp biraz daha emdikten sonra hemen uyuyordu. Bir tane gündüz uykusu vardı, onda da kucağımda azıcık sallayarak ya da yanına yatıp bir kitap okuyup biraz ninni söyleyerek kolaylıkla uyutabiliyordum. Benim işe gittiğim günlerde annem veya sevgilim de rahat uyutuyorlardı Aliş’i.

Hamile olduğumu fark ettiğimde emzirme ile hamilelik hormonları arasındaki zıtlıktan olsa gerek, zaten tuhaf sivilceler çıkarmaya başlamıştım. Herhalde sütüm de azalıyordu ki Aliş de akşamları emerken huzursuz oluyordu. Onu sütten kesmem gerekir mi diye sorduğum, iş yerime yakın hastanenin doktoru, sütümün zaten kendiliğinden kesileceğini söyledi, ama Aliş emmeye devam ettiği için süt kesilmedi, aksine Aliş onu geri getiriyordu (daha önce yazmıştım, benim süt fazlası problemim var). Artık emzirmeyeceğim için biberon filan öğretmeye çalıştık ona, ama Aliş bunun ne olduğunu anlayamadı 🙂

Gebelik takibi için Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi’ne gittiğimizde bana 13 aylık Aliş’i hemen sütten kesmem gerektiğini yoksa bebeğin gelişmeyeceğini, düşebileceğini söylediler böylece o akşam çat diye emzirmeyi bırakmak zorunda kaldım. O zamandan bu zamana Aliş’in nasıl uyuyacağı meselesini bir türlü çözemememiştik. Sütü bırakmak pek mesele olmadı aslında, hatta bu kadar kolay olacağını bilsem daha önce keserdim. Emzirmeyi bıraktığım zaman süt yerine bir çay bardağı ayran teklif ettik, biraz içti, babası onu kollarında salladı ve uyudu Aliş. Sonraki gecelerde yine ayranı hazır bulundurduk ama çoğu zaman kalkıp içmedi. Emzirmeyi kestikten sonra geceleri kalkmaz oldu, kötü rüyalar gördüğü ya da susadığı için bazı geceler uyandığı şu son haftalar hariç, aylarca sabaha kadar deliksiz uyudu.

Gündüzleri pek değil ama akşamları Aliş’i uyutmak bir türlü rayına oturmayan, yıpratıcı bir iş oldu. Hamileliğin ilk haftalarında ben ondan önce sızdığım için babası uyutuyordu Aliş’i. Salon’da, çok az ışıkla, ama onun beni, uyuduğumu hep görebildiği bir kucakta sallama seansıyla yaklaşık yarım saatte uyuyordu. Sallanmaktan kurtulmak gerektiğini düşündüğüm için hamileliğin en uykulu o ilk devri bitince onu bizim yatağımızda birlikte yatarak uyutmaya başladık. Böylece daha uzun sürede daha çok debelenerek uyumaya başladı. Bu arada babası onu önce salonda yerde, sonra yatakta oturarak ayakta sallama yöntemini de denedi, bebek buna alıştıkça ben de başladım ayakta sallamaya. Oğlancık bu arada derdini anlatacak kadar konuştuğu için sallanmayı talep de ediyordu kendisi, ve bazen sallamaya başladıktan sonra 5 dakikada şıp diye uyuyordu ama biz genelde yatak odasından 45 dakikadan önce çıkamaz olduk. Çaresiz kaldıkça her ikimizde hem ayakta hem kucakta salladık Aliş’i. Bu arada uyuyakalmalarımız, bütün akşamın böyle geçmesi vb beni çok yoruyor ve yıpratıyordu. Aliş de bu uyutma işi uzadıkça siniri bozulduğu için uyuturken ağlar oldu sık sık. Bir de uyku oyuncağı vardı, tavana ışıklı resimler yansıtıp müzik çalan bir şey. “Aç!” diyerek onu açmamızı istiyor biz de onun her dediğini yapıyorduk ama o oyuncakla hiç uyumuyordu. Yine de oyuncağını devreden çıkaramadık çünkü bazen onu yatakta tutmanın tek yolu, tavandaki resimleri göstermekti. Bu resimleri seyrederken sincap da uyumuş, tavşan da uyumuş diyerek uykuya dalmasını kolaylaştırabileceğimi sandım. Şimdi düşünüyorum da aslında o geceler boyunca bizim tek yapabildiğimiz çocuk yorguınluktan sızana kadar hep beraber debelenmekti. Bu arada uyutma işini de niyeyse birlikte yaptığımız için, “şimdi sallamasan uyumak üzereydi”, “ver ben kucağıma alayım”, “dur ben ayakta sallarım” fısıltılarıyla kendi aramızda da gerilir olduk sık sık.

Bu debelenme devresinde Aliş iyice ayaklandı, bizim yatağımızdan inip içeri gitmeye başladı. İçeri gitmesin diye babası kucağına aldığında “oraya!” diye Aliş içeriyi gösteriyor, o da alıp götürüyor, çocuğun bakmak istediği her şeye tamam diyordu. Onu Aliş’e hayır demeye, onun her dediğini yapmamaya ikna etmekle de uğraştım. Sonra babası da çok yerinde bir müdahale ile bu işi birlikte yapma işine son verdi. “Anne komşuya gitti”, “baban çöp atmaya gitti” diye diye bebeğimizi tek bir kişi tarafından uyutulmaya alıştırdık, fakat ben uyutmaya götürdükten 10 dakika sonra “seni (beni) baba uyutsun”, sonra 5 dakika sonra tekrar “anne gelsin” ağlamalarına sık sık teslim olduğumuz için bu da dönüşümlü bir iş haline geldi, uzadıkça uzadı. Bitirilmesi gereken işleri olan yorgun ve hamile bir anne için tam bir eziyet…

Fakat bu arada olumlu adımlar attık, uzun zaman ev aradıktan sonra tek odası kullanılabilen gecekondu tipi evimizden taşındık, Aliş’e ayrı bir odacık verebildik. Korktuğumun aksine Aliş bu işe çok sevindi, odasını çok sevdi. Halasının aldığı geceleri parlayan yıldızları yatağının üstünde tavana yapıştırdık. Hamileliğin 6. ayından sonra ben belim ağrıdığı için onu kucakta sallayamaz oldum, kendisine de “belim ağrıyor o yüzden seni kucağıma alamıyorum” diyordum ve kısa süre içinde benden bunu hiç beklemez oldu. Ben artık 20 aylık Aliş’in yatağının yanındaki sandalyemde oturup onun başını okşayıp ninniler söyleyerek uyutuyordum onu, ama yine en az yarım saat alıyordu bu mesai. Babası ise onu biraz ayakta sallayıp sonra yatağa koyup sonra yine ayakta sallayıp sonra yine yatağa yatırarak “sündüre sündüre” uyutma yönteminde ısrarlıydı, çocuğa hayır demek ona despotça geliyordu sanırım, bebeğin sınırlanmaya ihtiyacı olduğuna pek kolay ikna olamadı. Hayır demeye başladıktan sonra içeriden, “yataaaya koy seni (beni)!” ağlamaları gelmeye başladı. Bebeği alıştırmamız gereken şeyin ayakta sallanmak değil yatakta uyumak olduğunu babasının da kabul etmesi için başka tartışmalar… O da, bunun kendisinin oğluyla kurduğu ilişki olduğunu söyleyip benim karışmamı istemiyor. Çocuk iyice deneme tahtasına döndü…

“Anne sen gel / seni baba uyutsun”lara teslim olmanın işi uzattığını idrak edip buna hayır dememiz başka bir aşama oldu. Ah ne eziyet etmişiz çocuğa yazdıkça daralıyorum… Artık doğum yaklaşıyor, Aliş’in bir şekilde daha kısa sürede kendi yatağında uyumaya alışması gerekiyordu ama bunun nasıl olacağına dair fikir üretmeye çalışıp becerememekten ben yorgun düşmüştüm artık. Ayrıca onu uyutmak için yatağının yanında sandalyede otururken, hamilelik ve aldığım kilolar yüzünden ayaklarım şişiyor, bu şişkinliğin cildi germesiyle başlayan kaşıntı her tarafımı sardığı için bu uzun uyku seansları dayanılmaz hale geliyordu benim için. Sonunda sevgilim bu işi ona bırakmamı, ona hiç şans vermediğimi, halledeceğini söyledi ve ben bir süre bu işi bıraktım (dışarıda sessizce beklerken içeriden gelen ağlama seslerini dinlemek ya da erkenden uyuyakalmak da çok dinlendirici olamadı).

Dikkat ediyorduk aslında her şeye, belli bir düzeni olmasına, yatmadan önce “kudurmamasına”, heyecan verici değişiklikler olmamasına. Hatta o yatmadan önce misafirleri evden atıyor veya sessiz kalmaya mecbur ediyordum ben. Onlar da uyudular, uyku saati geldi, herkes uyudu diyorduk Aliş’e, o da ısrarla soruyordu, “babaanne nerde uyuyo? Ben ona bakıcam!” Bu kadar zaman, başka insanlara siz nasıl uyutuyorsunuz diye sordukça moralim bozuldu, 3,5 yaşındaki çocuklar hâlâ ayaklarda sallanmaktaydı… İnternete bakmak, nasıl oldu da hiç aklıma gelmedi, hayret ediyorum kendime.

3 hafta kadar önce Uykusuz Anneler sitesini gördüm. Bu siteyi yapanların tüm dilekleri gerçek olsun! Verdiği umut bile ne kadar değerli… Hepsini okudum ve Sleep Lady diye bir yöntemi denemeye karar verdim. Aliş’i uyutan diğer kişiler, yani anneannesi ve babası da bunu kabul ettiler. Bu arada aynı siteden uyku rutinin önemi üstüne pek çok şey okudum, özellikle Tracy Hogg yöntemini. Çok kısaca, öğrendiğimiz şey şuydu: çocuğu net bir düzenle yatırmak (bunu zaten yaptığımızı sanıyorduk), kendisi uyumaya teşvik etmek ve ilk 3 gece yatağının başında sandalyede oturup ara sıra sevip okşayarak kendi kendine uyuyana kadar bebeğe eşlik etmek, gerekirse kucağa almak, sonraki 3 gecede sandalyeyi odanın ortasına çekmek, sonra 3 gece kapının önünde ve sonunda, umulan o ki, çocuğu öpüp iyi uykular dileyip çıkmak…

Bunu denemeye başlayınca gördük ki uyku eğitimini aslında çocuğa değil kendimize veriyoruz. Onun uyumasına engel olmama terbiyesi 🙂 Şimdi 2 yaşında olan Aliş yatağına yatmaya zaten alışmıştı ben onu zaten hep orada uyutuyordum epeydir, ama “bana o şarkıyı söyleme şunu söyle”, “kucaya al, annesi beni alır mısın?”, “su içicem”, “kaka yaptım” (genellikle palavra!), “ağzıma bir saç girdi” vb vb diyerek işi uzatıyor, aklına takılan her şeyi soruyor, yastığın üstüne oturup “ben motosbisiklete biniyorum” diye oyunlar oynuyordu. Onu uyutmak maç gibiydi, bu hamlelerin hepsini teker teker, onu ağlatmadan savuşturmak için epey bir çaba gerekiyordu. Sandalye yöntemine geçerken öncelikle çocuğa her akşam “seni anne mi uyutsun baba mı uyutsun” diye sormayı kestik. Ne gereksiz bir şeymiş aslında. Bu akşam seni anne uyutacak. Baba uyutsun derse, babanın sırtı ağrıyor, baban da seni uyutmayı çok seviyor ama o seni sonra uyutacak. Kesin bir rutinin önündeki belirsizliklerden biri buymuş, eksilmiş oldu.

Sandalyeyi odanın ortasına getirince dokunma konusu da çözülmüş oldu, uzaklaşmak mesele olmadı. Bu arada kapıyı da açık tutmaya başladık, ki sandalyeyle kapıdan çıkabilelim. Aliş tabi hemen sordu, “kapıyı neden kapatıyoduk?” Gürültü gelmesin diye kapatıyorduk, sen uyurken içeriden gürültüler gelip seni rahatsız edebilir diye kapatıyorduk, ama bak şimdi hiç ses gelmiyor o yüzden kapıyı açık bırakabiliriz. “Makkap sesi mi mesela?” Evet oğlum mesela matkap sesi gelmesin diye kapıyı kapatıyorduk, ama şimdi hiç matkap sesi yok…

Sandalyeyle kapıya kadar geldim (zaten odası küçücük olduğu için kapının önü yatağın diğer yanı oluyor) ama Aliş hâlâ 1 saatte uyumaktaydı ve o uyuyana kadar ninni söylemeye devam ettiğimize göre hadi oğlum iyi geceler diyip çıkıvermek pek mümkün değildi. O haftanın tecrübelerini düşüne taşına şu noktaya geldim, artık bizim evde Aliş’i ben uyutuyorum, özel bir durum olmadığı sürece babasının uyutması hiç söz konusu olmasın ki rutin otursun belirsizlik azalsın. Uyku öncesi rutinini, uyku zamanını oyun zamanında ayıracak şekilde belirginleştirmeye karar verdim. Epeydir Aliş uyumadan önce babası onun altını değiştirir, pijamasını giydirir, beraber diş fırçalarlardı zaten ama olaya her ayrıntısına kadar aynı kalan, uyku saatini işaretleyen birşeyler kattım:

Aliş babasına iyi uykular diyor, sandalye odanın ortasında dururken, ben uyumaya hazır oğlumu kucağıma alıp sandalyeme oturuyorum (hep aynı sandalye, bir gün değiştirecek oldum da hemen “sen kırmızı sandalyeye otur” dedi, ihtiyacı var düzene!). Su bardağı (küçük kırmızı bir kahve fincanı) dolabın üstünde duruyor. Çok sevdiği “ayı kipapı”nı Aliş’e anlatıyorum, fısıldayarak ve hep aynı şekilde, heyecansız anlatıyorum (gün içinde aynı kitabı sorular sorarak, onunla sohbet ederek ve canlandırmalarla anlatıyoruz). Aliş heyecanlanıp bir şey söylemek sormak isterse, şşt diyorum, şimdi sen sus, beni dinle, çünkü şimdi uyku saati.. Buna hemen alışıp kabul etti. Tabii arada bir iki laf ediyor, olacak o kadar… Ayı kitabı benim anlatımımda tabii ki herkesin kendi evinde kendi odasında kendi yatağında uyumasıyla bitiyor ve hepsine iyi uykular diyorum ben, sonra “ayı kitabı bitti, yarın onu yine okuruz” diyip kitabı yere bırakıyorum. Kucakta okuma kısmı önemli çünkü Aliş’in dokunma, sevilme ihtiyacını gideriyor biraz olsun. Yatağa yattıktan sonra “ben kola yatıcam”, “ayağım acıdı” vb taleplerle beni yanına çağırmasını azaltıyor.

Dolabın üstünde Aliş’in “arkadaşları” var, bir küçük ördek, bir fil, bir balık ve bir maymun. Bunları yanyana yatırıyoruz, öpüp iyi uykular diyoruz. Bu arkadaşları ben konuşturuyorum, uykun geldi mi diye maymun Aliş’e soruyor, o da “geldi!” diyor heyecanla, “beraber uyuyalım mı desin!” diyor, ben de maymuna “beraber uyuyalım mı” diye sorduruyorum, “uyuyalım!” diyor Aliş. Arkadaşlar “yaşasın” diyorlar, “biz senle beraber uyumayı çok seviyoruz çünkü biz senin arkadaşlarınız”.. Aliş onları yatağına almak isterse, çok ısrarcı değilse hayır diyorum çünkü yatağın içinde onları bir oraya bir buraya taşıyarak uyumuyor. Israr ederse, onu kırmamak için tamam diyorum, ama onların yerlerini değiştirme, o zaman uyuyamıyorlar arkadaşlar..

Bundan sonra arkadaşları yan yana yatırıp üstlerini örtüyorum, Aliş hâlâ kucağımda. Işığı kapatıp onu yatağına yatırıp öpüyorum, iyi uykular bebeğim diyorum. Bundan sonra yaptığım şeyler birkaç çeşit olabiliyor, burada Aliş’in durumuna göre davranmaya ama çeşitleri arttırmamaya çalışıyorum. İlk yaptığım şöyleydi, ona herkesin nasıl uyuduğunu anlatıyordum teker teker: Uyku saati gelince, anneanne yemeğini yemiş, suyunu içmiş, çişini yapmış, dişini fırçalamış, pijamasını giymiş, yatağına yatmış, gözlerini kapatmış, uyumuş. Bunu aynı şekilde, sırasıyla babaanne, dede, hala ve dayı için tekrar ediyorum, Aliş başta burada sorular soruyordu, şimdi ona şşşt diyorum, ama soracağı sorular hep aynı olduğu için o sormadan cevaplamaya çalışıyorum. “Babaanne çişini de yapmış mı? sen onu (söylemeyi) unuttun mu?” Zaten rutin belirginleştikçe sorular kayboluyor. İtiraz noktalarını rutine eklemeye çalışıyorum, mesela hep “dede uyumamış dede işe gitmiş” gibi şeyler söylüyordu, ben de dede, hala ve dayının nasıl uyuduğunu anlatırken “işten gelmiş” ile başlıyorum artık. Herkes için “suyunu içmiş”i başta bir yere koymak da iyi oldu, Aliş artık uyumak üzereyken ayağa kalkıp “ben su içicem” demiyor. Uykunun sırrı ayrıntıdaymış 🙂

Geçen gece uyumaya çalışırken bana “yıldızlar nasıl uyuyorlar” diye sordu ben de hemen bir cevap uydurdum. Cevabım Aliş’in pek sevdiği bir ninni klibinde izlediği şeylere benziyor. artık yatağa yatırınca bunu söylüyorum ona: “Yıldızlı teyze yıldızları bütün gün çantasında gezdirip dolaştırıyormuş. Yıldızlar bütün gün her tarafta gezmişler, yorulmuşlar, uyku saati gelince Yıldızlı Teyze onları çantasından çıkarıp gökyüzündeki, bulutların yanındaki yataklarına atıyormuş (atmasa yatırsa daha iyi aslında, burayı biraz çalışayım 🙂 ), onlara iyi geceler diyormuş. Yıldızlar da gözlerini kapatıp yıldızlı teyzenin onlara söylediği ninniyi dinliyorlarmış. Hani sen de beni uyuturken ben yattım gözlerimi kapattım, sen bana kitap okudun ben de seni dinlerken uyudum ya, öyle işte. Şimdi sen de istersen gözlerini kapatıp yıldızlı teyzenin ninnisini dinlersen uyuyabilirsin.” burada “ben gözlerimi kapatmıycam” diyor bazen, “tamam, sen kapatma gözlerini, nasıl istersen tatlım, ama sen sus şimdi, beni dinle” diyorum, dinliyor… Yıldızlı teyzenin şarkısı olarak Aliş’in bu ara tercih ettiği şeylerden gitmeye çalışıyorum, mesela aslancık şarkısının sözleri değiştirilmiş ninni versiyonu: bir küçück aslancık varmış kırlarda ko-ko-koşar oynarmış, babası onu çok çok severmiş sen benim ca-ca-canımsın dermiş, aslancığın uykusu gelmiş yatağına ya-ya-yatmış uyumuş, aslan baba oğlunu öpmüş gözlerini ka-ka-kapamış uyumuş…

Ninni konusunda bence böyle kısa bir ninniyi sayısız (bilinmeyen) kez tekrarlamak yerine daha uzun ve Aliş’in aylar süren uyku seanslarında ezbere bildiği bir şarkıyı bir veya iki kez (daha belirli bir süre için) söylemek daha iyi. Bu şarkılar bizim için “beyaz geyme toz olur”, “ıssız adam”, “hareket vakti” olabilir (bakınız: çocuklarımın sevdiği şarkılar).

Burada aslında Aliş 10 dakika içinde ya uyuyor ya da uykuya çok yaklaşıyor. Fakat sonra bir şekilde, sanırım ilginin devamı için, tekrar hareketleniyor. O hareketlenme noktasına gelmeden odadan çıkmaya ya da şarkıyı kesip onu kendi kendine uyumaya bırakmam lazım, bunu çalışacağım.

Ve nihayet dün gece, ben hasta, halsiz, boğaz ağrısından dolayı şarkıları zor söyler vaziyetteydim. Yapamayacağım şeyler yapmaya çalışıp gerilmek, yıpranmak ve bebeğimi de yıpratmak yerine ona açık davranmaya çalışıyorum, bazen ondan çok şey bekliyormuşum gibi geliyor ama, kısmet.. Bir – iki ninnide Aliş uyumayınca ona dedim ki “bak ben hasta oluyorum, boğazım ağrıyor, kulağım ağrıyor, sen uyu ki ben de gidip uyuyayım. Sen uyuyunca ben de kendi yatağıma yatıp uyumak istiyorum.” Biraz sorular sordu yine, “annesi senin şu sesin mi çıkmıyor”… sonra “annesi sen uyu” dedi, “ama” dedim, “ben uyursam belki sen beni çağırırsan seni duymayabilirim, baban da uyudu, Cemo da uyudu, istersen önce sen uyu sonra ben de uyuyayım. istersen ben şimdi sana bir şarkı söyleyeyim sen o şarkı bitene kadar uyu, sonra ben de uyuyayım. sana hangi şarkıyı söyleyeyim?” Aliş durdu, düşündü, “Isız adam” dedi, bence çok iyi bir seçim 🙂 Ona ıssız adam’ı söyledim ve o da uyumaya çalıştı ama olmadı. Şarkı bitti, ben bekledim, Aliş yatağında oturdu ve bana “ben oturdum” dedi. Ben de ona yine, hadi artık uyumasını, sonra benim de gidip uyuyacağımı söyledim tatlı bir sesle. “Annesi sen yatağına yat!” dedi bana. “Sen kendin mi uyumak istiyorsun?” dedim. “Kendin” dedi. Ve onu öptüm, iyi uykular dedim, odadan çıktım! Nihayet böyle bir cümle yazdığıma inanamıyorum! İçeride sessizce bekledik babasıyla beraber, Aliş’in odasından kıpırtı sesleri geldi biraz… sonra alkış sesleri, uyumadan önce alkış yapar bazen… sonra sessizlik, sessizlik. Bekledik, bekledik. 10 dakika sonra odasına babası girdi, Aliş uyumuş 🙂 🙂 🙂 Yazık, yavrucuk böylece uyudu kendi kendine… Gece 1 gibi uyandı, “annesi!” dedi, hemen yanına gittim, “bana su verir misin?” dedi, suyunu verdim, yatağına yatırdım, hadi uyu bebeğim dedim, odadan çıktım ve pıt diye uyudu yine. Oysaki daha 2 gece önce su istedikten sonra tekrar uyutmak için kısa da olsa yine başında durmak, ninni söylemek gerekiyordu…

Aliş bu gece anneannesinde, bakalım yarın akşam ne olacak? Bana öyle geliyor ki, yine zorlandığımız zamanlar olsa da, bu işi epeyce çözdük artık. Uykusuz anneler’e minnettarım! Kendimi şimdiden hafiflemiş, daha rahat, daha dinç hissediyorum, bu hepimize çok iyi gelecek!

Reklamlar

One thought on “Annesi sen yatağında yat!

  1. Geri bildirim: Bir bebek hemşiresinden Mucize Çözümler | evlenmeden doğurabilirsin

Yorum yazabilirsiniz (kaydolmaya gerek yok)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s