Anne Olmak

Anam benim hayatım dağınık!

Çocuk yapan, yapmayı düşünen herkese tavsiye edeceğim bir site olan Bekar Anne‘de, “nasıl yaşadığımı eminim çok merak ediyorsunuzdur” diye başlayan günlük hayat yazısını okudum az önce, keyifle. Dedim belki benim de nasıl yaşadığımı pek merak edenler vardır, ben de yazayım!

Evlenen evlenmeyen, bir gün bekar ebeveyn olabileceğini düşünen düşünmeyen herkese, kısa özet geçeyim, 9 sene filan beraber olduğum bekar adamdan bekar bekar 2 çocuk yaptıktan sonra, ikinci çocuk daha 2-3 aylıkken ve birincisi de daha 2 yaşında değilken, artık böyle yaşayamayacağımızı idrak ettik. Para durumları, yaşadığımız yerdeki ev durumları derken ben kendime bir ev tutabildiğimde çocukların biri 11 aylık, emekleyen tombalak bir bebek, diğeri de 2 yaş 9 aylık, kardeşine ve büyümeye az çok alışmış bir küçük tatlı idi. Yaşadığımız küçük yerden ayrılmadım, çocukların babasıyla da düşmanlaşmadık. 3 sokak aşağıda, ikinci çocuğun doğumuna 1 ay kala bulduğum, beraber kurduğumuz evde oturuyor kendisi. Yakın zamana kadar her akşam iş çıkışı bana geliyordu çocukları görüp beraber yemek yedikten sonra ben onları yatırırken çıkıyordu. Eski sevgiliyle bu ne samimiyet hali çok hoş değilse de, çocuklarını görmek isteyen bir babaya ve babalarını görmek isteyen çocuklara hayır diyecek değildim. Yakın zamanda öğrendim ki meğer K. (babaları) ben çocuklarla tek başıma zorlanıyorum/ zorlanmayayım diye biraz da yardıma geliyormuş — ki ne yalan söyleyeyim, hiç halim kalmadığı, gelmesini dakika sayarak bekleyip o gelir gelmez koltuğa yığılıverdiğim de oldu. Her neyse bir süredir hiç ihtiyacım yok yardıma, o da yardıma ihtiyacım olmadığını böylece öğrenince Allahın günü görüşmez olduk.

Şimdi bu konuyu nasıl dağıttıysam kafamın ve evimin içi de öyle dağınık. Toparlamaya çalışayım, ayrıldığımız dönemde K., geç ve güç olsa da çok iyi bir şey yaparak, çocuklar için bakıcı tuttu (onun maaşı var, benim yok; o yüzden o tuttu, yoksa ben buna ihtiyacımız olduğunu çoktandır kabul ediyordum). Bakıcımız olan Elif Teyzeleri (gerçek ismi değil tabii ki) benden 3 yaş büyük, ortaokula giden bir oğlu var, o da bir bekar anne. Benden dağınık olmasın o da ayrı bir dünya. Hiç de patronluk yapasım olmasa da, her şeyi söylemem gerekmesine gıcık olsam da, 1 sene sonunda en basit şeyleri dahi söylemeyi kabul ettiğim bir ilişkimiz var hayatımızı paylaştığımız çocuk bakıcısı ile. Güvenilir ve iyi biri, lakin ne yazık ki sık sık, çocukların onunla mutlu olmadıklarını hissediyorum, sevmediklerini kendileri de söylüyorlar, fakat burada iki çocuğa birden bakacak, ondan daha düzgün birini de bulamayız ve düzenimiz hiç de fena değil aslında. Çocuklar 7 buçukla 9 arası bir saatte uyanıyorlar. Elif Teyze sabah 9’da geliyor, 3 sokak yukarıdan. Ben evden çalışarak para kazanıyordum bu aya kadar. Çoğu zaman, Elif Teyze çocukları alıp K’nin evine götürüyor, ben de evde çalışıyordum, 5 buçukta geri geliyorlardı tırtıllar. Bu saatin 5 buçuk olduğunu, 6’da, 6 buçukta getirmesinin bana bir faydası olmadığını, bilakis düzenin bozulduğunu, çocukların sinirlerininin de bozulduğunu vb anlatabilmem 5-6 ay sürdü. Bu arada büyük oğlanın beraber gezerken kaçıp koşa koşa bana geldiği günlerimiz oldu, Elif Teyzesi de peşinden… Geçen sene haftanın 2 günü büyük oğlumu oyun grubuna götürüyordum, küçüğü Elif’e bırakıp. Bu sene büyüğü, Ali, bir anaokulu macerasının içinde (dandik anaokulunun bana getirdiği iş yükünü anlat anlat bitiremem burada; ve elbette yaşadığımız küçük yerde başka anaokulu da yok). Küçük, Cemo da komşularla kurduğumuz oyun grubunda. O da şöyle bir şey, haftanın 2 günü, her hafta birimizde biriktiriyoruz çocukları, saat 10.30-12 arasında. Kendi bebeğini de alıp gelen tatlı bir komşumuz onlara oyun oynatıyor, sonra beraber bir şeyler yiyip dağılıyorlar – toplam 5 tane oğlan, 1 tanecik olsun kız çocuğu bulamadık bu sene. Bu oyun grubu işi de bir yandan bana zaman tuzağıydı, ama şimdi diğer anneler benim oğlanı idare edebileceklerini söylüyorlar, Elif Teyze’nin ortalıkta olmaması, onu bırakıp gitmesi kaydıyla 🙂 Yani benim “şehre”, yeni işimde çalışmaya gideceğim bir günde, Elif Teyze önce iki çocukla anaokuluna gidip Ali’yi bırakacak, sonra eğer günlerden salı veya perşembeyse Cemo’yu da oyun grubuna bırakacak, 12’de alacak… Peki, Ali’nin anaokulu 2 buçukta bitiyor, o sırada Cemo uyuyor oluyor, Ali anaokulundan nasıl gelecek? Evde çalıştığım günlerde onu ben alıp kendi evime veya Elif Teyze’nin onlara baktığı K’nın evine götürüyordum, ama şimdi ben işe gidiyorum, dolayısıyla Elif’in Ali’yi Cemo’nun uyku saatinden (1 gibi) önce okuldan alması ikisini eve geri getirmesi lazım. İşi hiç kolay değil. Haftanın 4 günü 9-17.30 / 18.00 çalışıyor, tam zamanlı sigortalı. Gururla söyleyeyim, sigortasını ben yaptırdım, ben ödüyorum. İlk defa sigortalı çalışıyor. Ben de, Elif’ten birkaç ay sonra, 1 Ocak 2015 itibarıyla ilk defa sigortalı çalışmaya başladım. (Halbuki, 17 yaşımdan beri = 15 yıldır çalışmaktayım ve çalıştığım en kallavi yerler bile sigortamı yapmadı!)

Tek ebeveynlik hayatımın hepsi böyle geçmedi tabii. Bu yaz mesela aşağıda bir dükkanda çalışıyordum, dolayısıyla evim müsait olduğu için Elif’in çocukları K’nin evine götürmesi gerekmiyordu, daha bir düzenliydik. Yaz bitince sezon bitiyor bizim burda, ısıtması zaten olmayan o dükkan da kapandı kışın. Yine başladık, bugün bu evde, yarın şu evde, karman çorman hayata. Ama çok sık gitmediğim K’nin evinde fırının yerde durduğunu, sifonun aylardan beri tamir edilmediğini, evde yemek, su, yemek yapacak erzak, meyve, yani hiçbir bok olmadığını görüp sinir olduğum bir günde, çocukların ne olursa olsun benim evimde kalmaları gerektiğine karar verdim. Hayatımız sadeleşti. Bu sefer de, evde olduğum, evde çalışmak zorunda olduğum günlerde, çocuklar tepeme çıkarken çalışamıyorum. Kafelere, arkadaş evlerine misafirlik ediyorum. Astar kesinlikle yüzden pahalı geliyor. Ama bir şekilde yapıyorum işleri işte.

10405362_10152478385836173_3321425565631312369_n

Şehre çalışmaya gittiğim günlerde, peşimden ağlamasınlar diye, her zaman söylüyorum ki gideceğim, akşama geleceğim. Size ne getireyim? Meys (meyve suyu), bir de gorfet, bir de çututala. Bazen de “annesi sen bugün işe gitme. Çalışmalarını al burda çalış.” Öyle olamıyor tabi. Fakat ben çıktıktan sonra problem olmuyormuş arkamdan, öyle diyor Elif. Ertesi günün yemepğini ben hazırlarım akşamdan. Ama olur da yemek pek sevilip biterse, veya hiç sevilmeyip yenmezse, yarına bir yemek yapayım diye düşünmez Elif Teyzemiz genelde (söyleyince yapar ama). Bunun yerine poğaça yapar, kek yapar, çocukların hoşuna gidiyor diye. Bunlar Cemo uyurken olur, Elif Teyzesi Ali’yi de işin içine katar, o da kendince börek sarar. Bu kısımları çok seviyorum. Bir de, hiç üşenmeyip çocukları taaaaa itfaiyeye götürmesini (yokuşaşağı 5 sokak, bir de bunun dönüşü var, yürümeyi hiç sevmeyen hımbıl Ali ile).

Buralarda evler sizin bildiğiniz 2+1 filan gibi tanımlara uymuyor. Bütün kapıların açıldığı bir alanım var. Yemek masası ve buzdolabı da burada duruyor. Çocukların bir odası var, aydınlık, çok güzel bir oda. Bir oda daha, o da aydınlık, hem salon, hem çalışma odam (bunu şu anda ’85 model televizyonun karşısındaki koltuğumdan bildiriyorum, bütün iş buradan yapılıyor) hem de yatak odam. Ne yapalım öyle işte. Yatağa günlük kıyafetle oturulmasını, pijamayla yemek yenmesini hiç sevmem. O da benim düzenli bir tarafım belki. Sabahları yatağın üstü “gündüz örtüsü”yle örtülüyor. Üstünde hoplamak serbest. Yatağın yanındaki pencerenin tutacağı direksiyondur. Cemo sabahları yanıma gelir, sonra direksiyonu tutar arabasına biner (yatağın kenarı) bakkala gidip üzümlü kek bi de ekmek bi de meys alır bize hayalinde. Sonra Ali itfaiyeci olur, ağaçta kalan kediyi kurtarır. Ağaç, yatağın karşısındaki pencerenin içidir, kedi Cemo’dur, pencerenin yanındaki koltuk da itfaiyenin merdiveni. Tabii ki önce onlar uyanıyorlar. Bazen Cemo’yu (25 aylık), uyuyan Ali’nin (Şubat’ta 4 yaşında) yatağına tırmanmış “Uyandın mı? Biraz daha uyumak istiyor musun?” diye sorarken yakalayıp kendi yanıma getiriyorum. ALi bunları hayatta da duyup uyanmaz zaten. Uyandığını viyuv viyuv viyuv seslerinden anlıyoruz, genellikle itfaiye oluyor, ama kim olacağı belli olmadığından ben “ah! kim uyanmış?” diyorum, bazen “ben Sam’im” (itfaiyeci Sam) diyor, bazen de “ben Ali’yim” diyor, “tanımıyor musun, aşk olsun” der gibi.

4 (58)

Evimi çok seviyorum. Bahçesi de var. Bir apartmanın en alt katı, 3 tarafı bahçeyle çevrili ve bahçe sadece bizim. İncir, erik, dut var bahçede. Çilek de ektik. Ama geçen sene tam çiçekleri, meyvelerin yeşilini, beyazını seyredip kırmızıya gelmiştik ki, daha ancak 5’er çilek yemişken çocuklar, yağmur bitirdi hepsini. Yabani otlarla, ballıbabalarla barışık bir bahçe, çapalayıp çimen tohumlarını saçıverdiğim. Yazın serin, kışın ılık, arasam bulamayacağm süper bir ev, küçük olsa da bize yeter. Çamaşır makinesine yer olmadığı için, bahçede, üst kattaki dairenin merdiven altında duruyor, su tahliyesi için hortumu banyo penceresinden tuvalete veriyoruz. Ev sahibimin aklı bu. O da şahane bir insan. Torunu benim çocukların büyüğünden küçük, küçüğünden büyük, güzel bir oğlan çetesi oldular. Birbirilerine çok iyi geliyorlar. Aynı zamanda yan komşum olan ev sahibim Perihan Abla dertlerimizi dinler, çözer, bizi çeker çevirir. Biz derken mahallenin bütün genç annelerini kast ediyorum, bu oyun grubu işlerini filan da hep Perihan Abla ayarlıyor. Çocuklarla ona gidiyorum sık sık, akşam 6dan sonra, o da önceleri torunu alıp geliyordu, şimdi torununu bana bırakıp kendisi kafasını dinliyor bazen, bazen de torunu annesindeyken özgür bir anneanne olarak kahve içmeye geliyor. Kızı benim yaşlarımda, erkenden işe gidip bende de geç geliyor, o da çocuğun babasından ayrı. Bu alanın normali biziz yani. Yakında halası evlenecek olan Ali bana “evlenmek ne demek” diye sordu, biraz anlattım, “peki kimler evli” diyince, kendi annem babamla, Perihan Abla ve Ahmet Abi’den başka evli kimseyi bulamadım.

bahçe

Ben işten gelince Elif çıkıyor. Çocuklarla oyun saati. Bu oyun saati genelde çiş-kaka temizleme saati de oluyor. Cemo bezsiz epeydir, ama çişinin geldiğini söylemektense çişini yaptığını söylemek daha anlamlı geliyor ona galiba. Önce-sonra kavramı gelişmemiş midir nedir…

Bugünlerde beraber yaptığımız büyük bir iş var: kocaman bir kağıt aldım şehirden, ona resim yapıyoruz üçümüz. Cemo genellikle renk boyamayı tercih ediyor (rastgele karalama yani). Ali bana itfaiye, araba, ambulans vesaire çizdirmekten yana, onu kendisi çizmeye teşvik ediyroum zorlamadan. neyin nerede ve ne renk olacağını onlar söylüyorlar: “bak annesi bu resim bizim resmimiz olduğu için istediğimiz gibi yapabiliriz o yüzden bu ağaç bence mor olsun” gökyüzünde de Ali’nin kendisi çizip boyadığı bir “polis garajı” var (lacivert bir kutu), bana çizdirdiği evin yanına da iki tane sokak lambası çizdi (kahverengi birer çizgi ve uçlarında sarı boyamalar). Bu resmi yapmadığımızda koyacak yerimiz yok, duvara asıp, yapacağımız zaman tekrar yere indiriyoruz.

6 buçuk- 7 gibi yemek yiyoruz. Yemeğe gelmeyenleri yemekleri sokaktaki kedilere vermekle tehdit ediyorum (yok, gurur duymuyorum tehditlerle), blöf yapmadığımı tecrübeyle bildikleri için hemen geliyorlar. Evimizde bir şeylerin yapılması için bir şeye kadar saymak çok yaygın. Ali o kadarını bildiği için genelde 6’ya kadar sayıyorum. Ama eğlencesine, menüyü çeşitlendirdim. Başka dillerde saymayı biliyorum, bunu seviyorlar. Yunancaları Yorgo’dan, Kürtçeleri Altan’dan öğrendiğimi biliyor Ali. Fakat youtube’dan seyrettiği Rusça ve Korece robokar poli’lerin dilini hiçbirimizin bilmediğini henüz anlayamadı. Onlrı da kendisi söylüyor (“nungamay bungabay poli raaabaaakar“).

Yemek yerken K. de geliyor bazen. Sonra biraz daha oyunlar, diş fırçalamak, pijama giymek, ondan sonra babaları gidiyor. Öyle uyutma böyle uyut çekişmeleriyle geçen günlerden gecelerden sonra çok büyük rahatlık. Sadelik. “Baba uyutmasın anne uyutsun, anne sen git baba gelsin” bitti gitti artık. Oh! İkisi de yataklarında yatıyorlar, ortalarında oturup resimli bir kitap okuyorum kendilerine (mesela işkültür’den çıkan Süper Kurti, Minik Balık, Değnek Adam, Zogi). Sonra ışıkları kapatıp şarkı siparişlerini alıyorum: dandiniyi söyleme, beyaz giyme toz’u söyle. onu söylemeee! telli telliyi söyle! Şarkıları söylerken odalarındaki koltuğa uzanacak olursam onlar da yataklarından kalkıp yanıma gelmek istiyor bazen, ve hemen uyuyorlar… Şansımız varsa saat 10 olmadan bitmiş oluyor günleri.

Onların uyku saati de benim çalışma saatim. Ama artık “özgür günlerim” de var, çok düzenli olmasa da perşembeyle cumartesi geceleri K’ye gidiyorlar. Şimdi ben de arkadaşlarıma ya da şehre filan gitmiyorsam, bu gece çok yorgunum da ondan. İşlerimi yetiştiremediğim için özgür gecelerimde evde kalıp çalıştığm da çok oluyor ne yazık ki. Parça başı çalışmak, benim için böyle bir şey. Az kazanıyorum ama az parayla yaşıyorum. Çoktandır böylesine alışkınım, bir şikayetim de yok, bir şekilde geçinebiliyoruz. Şehirde daha havalı işlerde çalışıp daha çok paralar kazanabilirdim aslında (artık bunun için de geç kalmış olabilirim gerçi), ama sabah 7’de çocuklar uyanmadan çıkıp, 8’de-9’da onlar uyumak üzereyken geleceksem eve, ne yapayım ben çok parayı? Köle gibi çalışıp paraları özel okullara ve kurslara döküp çocukları görmemenin de bir cazibesi yok. Bu bakımdan, oturduğumuz yerde özel okul filan olmamasından memnunum. Varolan okul çok dandik ama hepimiz için dandik, hep beraber uğraşmaya çalışıyoruz işte. En çok buna giden emeğe ve vakte gıcık oluyorum, ama bu da benim tercihim aslında. Bakalım bu çocuklar büyüyünce tercihlerimi takdir edecekler mi? Çalışan anneler aleminde çocuklarına nispeten rahat zaman ayırabilenlerdenim ama geçen gün şöyle oldu (bak bunu da yazayım yatıyorum tamam mı), babam bizi bir yerde karşılayacaktı o soğuk günlerden birinde, ben de çocuklara “benim çok süper şahane bir babam var, di mi?” dedim, “sizin babanız nasıl?” “Bizim babamız çok işe giden bir baba” dedi Ali. “Bize az bakıyor.” Halbuki o da hafatnın 3 günü evde olan ve onlara bakan bir babadır. Peki anneniz nasıl? “O da çok işe gidiyor, bize az bakıyor.” Peki size en çok kim bakıyor? “Bize en çok Elif Teyze bakıyor.” Evet, günde 8 saat onunla beraberler, beni ise sabah 2 akşam 4 olmak üzere 6 saat kadar görüyorlar… En sevdikleri akrabaları da, haftada bir gördükleri “annaanne”. Özellikle Cemo, sürekli onu anlatıyor, bir de dedesini.

Gördüğünüz gibi bu hayatta bir evişi saati yok. Elif’ten beklediğim bir şey de değil benim evimi toplamak filan – 2 çocukla yetişemez zaten. Yere atılan bir şeyin oraya yerleşmesi mümkün. 1 yıldan fazla zamandır oturduğum bu evde, penceredeki perdelerin çoğunun dikişi daha bitmedi. Örmekte olduğum 2 tane yarım battaniye ve birkaç kazak var. Dağınığım ama valla temiz evim!

 

 

Reklamlar

2 thoughts on “Anam benim hayatım dağınık!

Yorum yazabilirsiniz (kaydolmaya gerek yok)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s